BEAUTY IN THE FRIDGE

Afrika’da neo-liberal feminizm

0 19

Bu makalede özellikle Nijerya’ya odaklanarak Afrika’daki neo-liberal feminizme eleştirel bir bakış sunmaktayım. Neo-liberal feminizmin Afrika’da, özellikle de Nijerya’da, bu bölgedeki diğer feminizm türlerine göre benimsenmeye daha yatkın olduğunu öne sürüyorum. Bunun sebebiyse Nijerya’da yüksek seviyelerde seyreden yoksulluk, işsizlik ve genel bir mali güçlenme fırsatının bulunmayışının –bazı sorunları olsa da– belirli yönleriyle bu feminizm türüne daha yatkın olan bireyselleşmiş girişimci bir zihin yapısını teşvik etmesidir.  Bunların yanı sıra medya sektörlerinde kadınları harekete geçirmeyi amaçlayan kurumumun, Medyada Afrikalı Kadınlar’ın da çalışmalarından söz etmekteyim.

Görünür olmak

Kadın gazeteciler ve siyasette bulunan kadınlarla ilgili ortaya çıkan başka bir tema ise alanların ve mekânların önemiydi. Örneğin Nigeria’s Channel’s TV’de çalışan Ijeoma Onyeator, siyasi seçim haberlerinde görev alan kadın muhabirlerin maruz kaldığı gerginlik ve şiddet ortamını ve bunların kişisel güvenliklerini ve işlerini yapabilme kabiliyetlerini nasıl etkilediğini anlattı – tabii ki bu bile, editörlerinin en başta o kadınları cinsiyetleri yüzünden görmezden gelmeyecek kadar ileri görüşlü olmalarını gerektirir. Bu ve benzer deneyimleri tartışmak için daha önce Seçimsel-Mekânsal Güvenlik deyişini kullanmıştım.[1]

Mekânsal güvenlik –ve güvensizlik– meselesi kadın adayların güvenle konuşabildiklerini hissettiği ortamlar konusunda da etkisini gösterir. Örneğin Citizen TV’den Kenyalı gazeteci Asha Mwilu, röportaj yaptığı kadın adayların, röportaj kendi evlerinde olduğunda yönetimdeki otoritelerinin sadece ev dışında geçerli olması sebebiyle kendilerini güçsüz hissettiklerini ortaya çıkarmıştır. Kendi evleri içinde, toplumsal cinsiyet rolleri etrafında kültürel olarak önceden belirlenmiş ideolojiler daha kuvvetli hale gelmektedir. Evindeyken aday, konuşmak için iznini alması gereken birinin karısıdır. Kendi mesleğinde dahi Asha, bir editör olsa bile odadaki diğer erkek editörlerin otoriteyi ele almasına bilinçdışı bir şekilde yol verdiği durumlardan söz etmiştir.

Bu durumdaki kadınlar için medya çalışanı veya medya içeriklerinin öznesi olarak da çevrimiçigörünürlük ayrıca sorunludur: Internet, hakarete uğrama –ya da daha kötüsü– “koca”nın hakarete uğraması tedirginliği ile gerginliğin yükseldiği bir başka mekân haline gelmiştir. Lagos’ta Nijerya’nın Federal Radyo’sunda asistan yönetici pozisyonundaki Funke Treasure Durodola, sosyal medya görünürlüğünün gelenek bekçileriniatlatmakta güçlendirici bir unsur olabileceğini, ancak kadınların aldıkları orantısız olumsuz tepkiler nedeniyle güçsüzleştirme riski de taşıdığını ifade etti. Ibadan Üniversitesi’nden Professör Ojebode araştırmasında kadın adayların % 41,8’inin sosyal medyada kötü yorum ihtimalinden çekindiğini, geleneksel medya çalışanlarında ise yalnızca % 25’inin aynı endişeye sahip olduğunu kaydetti.

#MeToo hareketinin Afrika’da neden daha popüler olmadığı sıkça sorulur. Bu harekete katılım eksikliğinin yalnızca insanların tecrübelerindeki farklılıklardan değil, bu tecrübelerin detaylandırılışındaki farklılıklardan kaynaklandığı söylenebilir mi? Bence bu nispi sessizlik için birçok sebep bulunsa da, bir etken de #MeToo hareketinin internette ve medyadaki yüksek görünürlüğüdür.

Kanımca bu ortaya önemli bir soru atıyor: Biz Afrikalı kadınlardan bireyci neo-liberal feminist yaklaşımı benimsemelerini – kendilerini güçlendirme işini bizzat üstlenmelerini, girişimci olmalarını, kendilerini güçlenme yolunda ilerlerken toplumlarına özgü garip özellikleri aşarak ilerlemelerini– isterken, onların faaliyet gösterdikleri alan ve mekânlara yeterince dikkat ediyor muyuz?

Bu faillik meselesini –konuşmanın failliği ve kadınların konuşma gücü bulduğu mekânlar sorusunu– göz önünde bulundurursak, “madun konuşabilir mi?” sorusunu soran post-kolonyalizm uzmanı akademisyen Gayatri Spivak’ın çalışmasını dikkate alabiliriz.[2]Spivak’ın eseri dil ve edebiyatla, eski kolonilerden insanların sonradan edinilmiş dillerinde konuşma yetileriyle ilgiliydi, ancak ben bu soruyu hem medya çalışanı hem de medyanın öznesi olarak Afrikalı kadınların konuşma yetisi bağlamında irdeleyeceğim. Spivak’ın temel dayanağı, madunun gerçekten bir sese sahip olmasıyla, konuşuyor görünmesi arasında bir fark oluşuydu. Burada Althusser’in bir felsefenin doğru ya da yanlış olması bakımından değil, ortaya çıkardığı etkiler bakımından yargılanması gerektiği görüşünü göz önünde bulundurabiliriz. Eğer fikirler bize apaçık görünüyor ama benimsenmiyorlarsa bunun sebeplerini düşünmemiz gerekir.

Yukarıda bahsi geçen bazı noktaları da göz önünde bulundurarak, medyada Afrikalı kadınların fail haline gelebilmesine yönelik yürütülecek başka araştırma konuları tespit edebiliriz; bunlar arasında konuşabilme imkânları, failliklerini güçlendirebilecek konuşma biçimleri ve –fiziksel ya da kültürel anlamda– mekânsal güvenliğin konuşmaları üzerine etkisi sayılabilir. Kadınların görünebilir (konuşabilir) olmalarının etkisi/sonuçları neler olacaktır?

Afrika’da neo-liberal feminizm

Bu soruyu Afrika’da neo-liberal feminizm bağlamında cevaplamaya, ilk önce neo-liberal feminist öznenin ihtiyaçlarını anlayarak başlayabiliriz. Durum şu şekilde özetlenebilir: Kadınlar güçlerini geliştirmek için mevcut kaynakları kullanırlar, ama aynı zamanda iş-yaşam dengesini sağlamaya en uygun yaklaşımı da gözetirler.[3]

Nijerya kültüründe cinsiyet rollerine yaklaşım –ki bu, “işteki yerini korumak için kadınların erkeklere göre daha yüksek bir otorite ve saygınlık düzeyinde olması gerekir” diye özetlenebilir– bağlamında düşünüldüğünde, yukarıda özetlenen olgu, kişisel gelişim söylemini vurgulayan neo-liberal feminizmin, Nijerya gibi bir ülkede feminizmin daha fazla kabul görmesi için bir fırsat sağladığı anlamına gelebilir mi? Kariyerinde elde ettiği kazanımlar yoluyla ekonomik başarıya ulaşma ve aynı zamanda özel yaşamına sahip çıkma arasında kurulacak bir denge modeli, Afrika’da feminizme karşı olanların feminizm ilacını yutmasını sağlayacak bir kaşık şeker olabilir mi?

Afrika’da feminizm uzun yıllardır, şimdilerde de olduğu gibi ağırlıkla Afrika feminizmini tanımlamaya odaklı akademik tartışmaların konusu olmuştur. Bu çeşitli akademisyenlerin kendi feminizm versiyonlarını geliştirmesine yol açmıştır. Örneğin: Obioma Nnaemeka’nın Nego-feminizmi; Omolara Ogundipe Leslie’nin STIWANISM (Afrika’daki kadınları kapsayan toplumsal dönüşüm)’i; Alice Walker’ın Kadıncılık’ı; Clenora Hudson-Weems’in Afrika Kadıncılığı.[4] Afrika feminizmlerini eleştirenler ‘feminizm’in Afrikalı olmayan, kolonileşme sonucu benimsenmiş bir Batı fikri olduğunu savunmuşlardır. Bazılarıysa ‘Afrika’ kelimesinin kullanılma sebebinin ve Afrikalı olmanın gerçekten ne anlama geldiğinin sorgulanmasını istemiştir. Başkaları gibi Simidele Dosekun da özsel bir Afrikalı kimliği ya da Afrikalılık tanımlanamayacağı için, birinin neyin Afrikalı olmadığına da karar veremeyeceğini öne sürmüştür.[5]

Afrika feminizmlerine yöneltilen eleştirilerin çoğu, Afrika kültürü ve geleneklerini korumayı amaçlayan, kolonicilik karşıtı milliyetçilik akımlarında görülen düşünce yapısına benzer bir zihniyetten gelmektedir: Onlar için feminizm bölücü, ayırıcıdır ve Batı’dan esinlenmiştir. Bu makale Afrika feminizmlerinin var olduğunu ve bunların tanımının Afrikalı kadınların gerçek tecrübelerine dayanan, deneysel çalışmalar sonucu yapılması gerektiğini savunmaktadır; ayrıca feminizmi reddeden ve öteki’den gelmiş olduğunu savunan post-kolonyal bakış açısıyla vakit kaybetmeyecektir. Bu görüşü savunanlar, koloniciler Afrika’ya gelmeden önce cinsiyet eşitliği için Afrika’da hiçbir mücadele bulunmadığını mı iddia etmektedirler?

Benim argümanım neo-liberal feminizmin kendini-gerçekleştirme söyleminin söz konusu zihniyeti değiştirme gücü olduğudur. Bunun sebebiyse neo-liberal feminizmin toplum ya da kültürdeki değişimi değil, bireyin şartlarında ekonomik olarak güçlendirici bir değişimi ön plana çıkarmasıdır. Bu Nijerya gibi istihdamın düşük, yoksulluğun yüksek olduğu ve girişimciliğin bilfiil çıkar yol olduğu bir ülkede anlamlı olabilir.

Profesyonel başarı elde etmek ile aile hayatının korunması koşulu arasında bir ara yol bulmak halihazırdaki normdurve Nnaemeka’nın nego-feminizm’inin bahsettiği uzlaşılara bir örnektir.[6] Peki neo-liberal feminizm ve nego-feminizmin yan yana var olması mümkün mü? Nnaemeke Afrika’da feminizmin, daha zorlayıcı, mücadeleci, engel koyan, statükonun yapısını çözüp paramparça eden Batı feminizminin aksine işbirliği, müzakere ve taviz yoluyla meydan okumaya yönelmiş olduğunu savunur. Kültürel alanlar için müzakere etmek, Afrika’da kadınların amaçlarını elde etmesine yardımcı olmuştur, der Nnaemeke: Burada müzakere, hem değiş tokuş, hem de başarıyla üstesinden gelmek/etrafından dolanmak anlamlarına gelir. Afrika feminizmi (ya da benim Afrika’daki uygulamalarını gördüğüm feminizm), müzakere ve taviz yoluyla işler. Ataerkil mayınların nerede, ne zaman ve nasıl patlatılacağını ve nerede, ne zaman ve nasıl bu mayınların etrafından dolaşılacağını bilir.

Diğer bir deyişle, farklı bağlamlardaki ataerkil yapıyla ne zaman, nerede ve nasıl müzakere edeceğini ya da bu müzakerenin etrafından dolaşması gerektiğini bilir. (s. 378).

Bence neo-liberal feminist öznenin beklentileri, Afrikalı kadınların zaten mecbur oldukları müzakere çeşitlerini kapsıyor: Yüksek işsizliğin ve ekonomik refah için kısıtlı fırsatların bulunduğu bir ortamda ekonomik mantıkla yürütülen müzakereler, bunların kadının evdeki rolünü sürdürmesine olanak tanıyan bir bağlamda olması ve sonuçta sağlanacak mali çıkarın bir bütün olarak aileye sunulması.

Güçsüzleştiren bir Truva atı

Bu, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı verilen savaşta ‘truva atı’ yaklaşımı olarak görülebilir ve hiç şüphesiz bu durumu statükodan fayda görenlere sunmak tehlikelidir  – ve ayrıca bize ‘kamusal feminist tartışması’ fırsatını da kaybettirmektedir.[7] Sosyo-ekonomi, siyaset ve kültürün toplumsal cinsiyet eşitsizliğini şekillendirme biçimlerini göz ardı eden neo-liberal feminist yaklaşımın Nijerya gibi ülkelerde benimsenmesi tehlikeli midir?

Birçok yönden evet, neo-liberal feminizm tehlikelidir. Nijerya’da kadınlar çoğu zaman kendi servetlerini, kocalarının servetinin gölgesinde göstermeye zorlanırlar. Ekmeği kazanan gerçekte kendisi olsa da, kadın daha geniş aile ve kültür yapısında suskun kalır ve böylelikle kimse pantolonu kimin giydiğini sormaz ya da kadını kocasını etkisi altına almakla suçlayamaz. 2015’te yaygınlaşmış bir sosyal medya kampanyası olan #BeingFemaleinNigeria (#NijeryadaKadınOlmak) başlığı altındaki tweet’lere bakıldığında neo-liberal nego-feminizme dair pek çok bulgu görülür. Bir kadın çocuğunun okula kayıt işlemlerinin hepsini kendisinin yaptığını ama ilk faturanın “Bay Daniel’e” kesildiğini anlatmıştır. Catherine Rottenberg’in söz ettiği ‘gizli ve yalnızlaşmış feminist farkındalığının Afrika’da nego-feminizm sancağı altında var olduğuna şüphe yoktur.[8]

Bununla birlikte, Rottenberg’in neo-liberal feminizmin toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı kolektif başkaldırıyı kolaylaştırmadığı ve solipsist bir yaklaşım izlediği savında sorun bulmaktayım. Ben görüş alışverişlerinin ve bunların belgelenmesinin ve sosyal medya, kitaplar ya da başka mecralarda neyin nasıl yapılacağına dair görüşlerin tartışılmasının kendi başlarına birer başkaldırı hareketi olduğu görüşünde ısrarcıyım. Bu eylem kolektiftir çünkü her bireyin içsel bir çaba sarf etmesini bekleriz ve bu içsel başkaldırılar artan sayımıza yansıyarak dışa vurulur. Ancak kabul etmeliyim ki, bu aktivizm çeşidi üyeleri arasında ayrımcılık yapmayı önleyemez.

Toplumdaki bu değişim yaklaşımının amacımızı daha da uzun vadeli bir hedef haline getirdiğini kabul ediyorum, ancak eninde sonunda hedefe bu sessiz başkaldırıdaki katılımcı sayısı sayesinde ulaşılacaktır: Harekete geçenler hedefledikleri yerlere eriştiklerinde, salt sayısal olarak bile değişimi etkileyeceklerdir. Bu yolculuk bireysel olacak, ancak sonuca ulaşan katılımcı sayısı yoluyla değişim sağlanabilecektir. Bu bakış açısının diğer Afrika feminizmlerine göre amaçlarına ulaşmakta daha fazla zamana mı ihtiyacı olacaktır? Benim düşünceme göre feminist yaklaşımları ekonomik refah bağlamında öne çıkarma fikrinin mevcut koşullara daha uygun olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır: Büyük ölçüde bireyselcilik dürtüsüyle harekete geçirilmiş olsa da kolektif bir direnç bulunmaktadır zaten.

Erişim Sorunu

Bütün bunlara ilaveten, neo-liberal feminist düşünüşe erişmek için bireyin birçok başka eşitsizliği aşabilir olması gerekmektedir. Nijerya’da eşitlik önünde duran engeller arasında yüksek işsizlik (ki bu 2018 yılında % 23,10 ile tüm zamanların en yüksek seviyesini görmüştür), büyük bir genç nüfus (%42,54 14 yaşının altındadır) ve Nijerya’nın kötü yönetilişi (Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün Yolsuzluk Endeksi’nde 200 ülke arasında 144. sıradadır) örnek gösterilebilir. Erişim konusundaki eşitsizlik uçurumu burada Kuzey ülkelerine kıyasla çok daha fenadır ve neo-liberal feminist özne burada var olacaksa, mutlaka zengin azınlığa mensup olacaktır.

Ülkenin kötü ekonomik ve siyasi durumu, girişimciliğin olağan karşılanan çalışma biçimi haline geldiği anlamına gelmektedir. Resmî olarak çalışıyor olsanız dahi, yan gelir elde etme kültürü topluma işlemiş haldedir. Mali refah arayışı genel olarak toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine karşı –bireysel ya da kolektif– ses yükseltmenin önüne geçmiştir. Çalışmak bir seçim değil, gerekliliktir ve kadın olmanın genelde çalışmamanızı gerektirecek bir durum olmadığı anlamına gelir. Çoğunlukla iş hayatını günlük bir mücadele alanı haline getiren şey, toplumsal cinsiyet rollerini çevreleyen kültür ve bir kadının kim olması gerektiğine dair algılardır. Yakın zamanda Medyada Afrikalı Kadınlar’a üye çeşitli Afrika ülkelerindeki cinsiyetçi maaş farkı hakkında bir soru ortaya attım ve  kadınların tecrübelerine göre maaş farkının bulunmadığı konusunda bir fikir birliği ortaya çıkmasını görmem beni şaşırttı; onlar için kadınların liderlik konumlarında temsil edilmeyişi çok daha acil bir sorundu.

Öyle ki, Nijerya’da kendi özgürlük sürecine hâkim olmak isteyen neo-liberal feminist “ya batarsın ya çıkarsın” durumuyla karşılaşıyor. Buradaki sorun, tahminimce, Nijerya gibi ülkelerdeki gelir dağılımı uçurumunu düşündüğümüzde, neo-liberal feminist öznenin kendini özgürlüğe kavuşturacak mali olanağı bulunmayanlar tarafından ilham verici görülmesi ya da insanların büyük çoğunluğunun gerçekleriyle bağdaşmayan biri olarak reddedilmesidir.

Ayrıca, halihazırda insanların demokratik haklarını tanımayan bir yönetim kültürünün hakim olduğu ortamda neoliberal feminist ideolojiyi teşvik etmenin tehlikeli olduğu da ileri sürülebilir.

Öte yandan Nijerya gibi yönetimin düşünce bakımından halkından çok geride kaldığı ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerinde durmaya yanaşmadığı ülkelerde, neo-liberal feminizmin çözüm yolları kendini başka alanlarda göstermektedir. Girişimciliğin, iş olanaklarının azlığı, devletten yetersiz destek ve varlık ile yokluk arasındaki uçurumun açılmasının bir sonucu olarak ortaya çıkması, bir başka tehlikeye sürüklemesi potansiyeli olsa dahi neo-liberal feminizmin Nijerya’da ana seçenek olduğu anlamına gelmektedir.

Rottenberg’in neo-liberalizmin “devlet yönetiminden öznelerin iç işleyişine doğru ilerleyen ve bireyleri girişimci aktörler olarak inşa edip yorumlayan siyasi bir rasyonalite” olduğunu söylerken kastettiği şeye bir örnektir bu. (s. 420)

Ancak yine de neo-liberal feminizmin doğasının nasıl tanımlanacağı bir sorundur. Bir kişi ne zaman neo-liberal feminist sayılır? Neo-liberal faaliyetlerinizden, ek işlerinizden elde ettiğiniz servet düzeyine göre mi karar verilecektir, yoksa yalnızca kendi kendini var etme çabası neo-liberal feminist özne diye tanımlanmak için yeterli midir? Tinuke Fapohunda’ya göre Nijerya’da potansiyel iş gücünün % 60’ı kayıt dışı çalışmaktadır ve kayıt dışı çalışan kadınlar, bu alanın ekosistemi için vazgeçilmezdir. Dünya Bankası’na göre Güney yarıküredekayıt dışı sektörler, ülkelerinin gayrisafi millî hasılasının % 41’ini sağlama potansiyeline sahiptir. Ayrıca UNWoman, Sahra Altı Afrika’da çalışmakta olan kadınların % 89’unun kayıt dışı sektörlerde rol aldığını saptamıştır.[9] [10] Kayıt dışı ekonomiye katılım, bu çoğunluğun aktif neo-liberal feminist olduğunu gösteriyor, olmadığını mı?

Eğer neo-liberalizmi bireyselleşmiş gelişim ve neo-liberal yönetimselliği de bu iş yapış biçimini desteklemek olarak anlayacak olursak, Nijerya’daki ekonomik durum neo-liberal bir girişimcilik kültürünü zorunlu kılmaktadır: Neo-liberalizmin benimsenmesi niyetlerden bağımsızdır. Bu kabullenişi feminizm sorununa bağladığımızda, vatandaşları girişimci aktörler olarak görmekten çok daha fazlasını hesaba katmamız gerekir: Öyle ki, soru daha çok, feminist öznelerin bu zihniyeti toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşılık vermek için nasıl kullandıkları sorusu haline gelir. Girişimci kadınlar bu ideolojiyi liderlik konumlarına ulaşmak üzere nasıl kullanmaktadırlar? Feminist olan erkekler kötü yönetime ve kadınların aksi takdirde dışlanacakları alanlarda var olabilmeleri için neo-liberal yaklaşımları etkin biçimde kullanmaya nasıl bakmaktadır?

Piyasa Feminizmi

Medyada Afrikalı Kadınlar nispeten yeni bir kuruluştur. 2016’dan beri bir Facebook grubu olarak varlığını sürdürse de, Nijerya’da resmî olarak 2018’de kurulmuştur. Kuruluşun bir web sitesi (www.africanwomeninmedia.com) ve bir haber bülteni bulunmaktadır, ayrıca insanlar yıllık gezici konferanslarda birbiriyle buluşmaktadır. Çoğunluğu kapalı Facebook grubumuzda bulunan üyeler dünyanın dört bir tarafından gelmekte ve çoğu habercilikte olsa da, birçok medya sektöründe faaliyet göstermektedir. Facebook’ta başlayan iletişim, bu alanı kariyer ve profesyonel gelişime odaklı bir ortam haline getirecek şekilde bir ölçüde kendiliğinden gelişmiştir. Fırsatlar paylaşılmakta, profesyonel yardım ve tavsiye istenmekte ve moderatörler grup yöneticileri değil, grubun üyeleri arasından seçilmektedir.

Üç yıl boyunca üyelik kriterleri, özellikle de Afrikalı kadını nasıl tanımlayacağımız konusunda tartıştık: Kıta Afrikalısı, diyaspora Afrikalısı, Afrika kökenli, Afrika ülkesi vatandaşı… Yakın zamanda Facebook grubunun sadece kadınlara açık bir alan olarak korunmasına karar verdik. Ancak geniş ‘Afrikalı Kadın’ tanımımız dışında da çalışmaları çoğunlukla Afrika’ya dönük olan ve Afrika’daki medya organlarında yer alan kadınlara destek sunanlara da izin vermek için üyelik kabulü konusunda tartışmalar hâlâ sürmekte. MAK (AWİM), dünyanın herhangi bir yerinde medya sektöründe bulunan Afrika asıllı ya da (etnik köken gözetmeksizin) Afrika ülkesi vatandaşı herkese açık. Bazı durumlarda mücadelelerimiz, üzüntülerimiz, fırsatlarımız ve güçlerimiz farklılaşsa da, MAK ‘stratejik özcülük’ şemsiyesi altında gerçekliklerimizin yeniden inşası için bize bir fırsat sunmakta ve Afrikalı kadınlar bağlamında medyanın işlevine olumlu bir etki sağlamaktadır.11[11]

Yalnızca bir Facebook grubu olarak kalmanın faydaları olsa da, artık web sitemiz üzerinden (dernek tarzı bir üyeliğin aksine) freemium[12] modeline sahip bir üyelik biçimine doğru yol almaktayız. Bu model yıllık etkinliklerimizin ve Facebook’taki tartışmalarımızın sonuçlarını toparlamakta fayda sağlamaktadır. Aktivitelerimize –yani yıllık konferanslarımıza– özel sektör finansmanı sağlamak üzere “piyasa feminizmi”ne geçiş kararımız faaliyetlerimizin çapını büyütmek amacıyla alınmıştır. STK usulü bağış toplama yolunu, biraz da STK’ların giderek yıpranmasından ötürü tercih etmedik.[13]

Yine de Lola Omolola tarafından kurulan Female IN (eski adıyla Nijerya’da Kadın, FIN olarak da bilinir) gibi, yalnızca Facebook grupları halinde çalışan başarılı kuruluşlar da bulunmaktadır. FIN gibi gruplarda yer alan kadınlar sosyal medyada becerilerini, hikâyelerini paylaşıp birbirlerini destekleyebilecekleri ortamlar oluşturmak için kullanmakta. Afrikalı kadınların seslerini duyurdukları dijital kamusal alan, özgür iradeyle ve kendi vatanları ya da diyasporadaki katılımcıların örgütlü çabalarıyla iş görmektedir; özünde destekleyici kadın hakları aktivizmi barındırmaktadır.

MAK’ın konferans düzenleme tarzında devlet ve piyasa feminizmlerinin çatıştığı iddia edilebilir; zira MAK, üyelerinde ortak bir bilinç geliştirmek –bireysel olarak istihdamlarını kendileri sağlama bilinci geliştirmek– yoluyla politikaya etki etme amacı gütmektedir. MAK bireylerden özel mülkiyet talep etmektedir ama bunu bir kolektif hareket yelpazesinde istemektedir. Biz kuruluş olarak yapımız ve mali kaynaklarımız itibarıyla piyasa güdümlüyüz –MAK bir STK ya da toplumsal girişim değildir– ancak toplumsal hedeflerimiz var ve politikaları etkilemeyi amaçlıyoruz.

Ben kendi konumumu hem akademik hem pratik alanda faaliyet göstermek ve bunun getirdiği bilgi değiş tokuşuna ihtiyaç duymak diye tanımlıyorum. Gündemimde Afrikalı kadınların tecrübeleri aracılığıyla Afrika feminizmini tanımlamaya yönelik düşünsel tartışmalar yürütme ve medya sektöründeki Afrikalı kadınların deneyimlerine ilişkin düşünsel çalışmalarıma odaklanmak yer alıyor. Amacım, kadınlarla ilintili olarak medyanın üretim, tüketim ve dağıtımında olumlu bir etki yaratmak. Ancak bunu yapabilmek için birtakım cam tavanları –ya da bir yüzyıl öncesinden George Sand’in sözleriyle “une voûte de cristal impénétrable”ı [“geçit vermez bir billur tonoz”u]– kırmam gerekiyor.

Sonuç

Afrika’da neo-liberal bir feminist bakış açısı buna erişimi olanlar için güçlendirici olabilir ve kadınlığa dair kültürel bakış açılarını değiştirmeksizin mali güçlenme müzakereleri yürütmeye yarayabilir; fakat aynı zamanda kesişen toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri ve Nijerya gibi ülkelerde süregelen devasa gelişim ihtiyacını atlamamak üzere temkinli olunmasından yanayım. Sınıfsallığın dayattığı eşitsizlik ortamı, kadınların büyük çoğunluğu için feminizmin bireysel bir biçimini imkânsız kılmaktadır. UNICEF’e göre Nijerya’da 15-24 yaş aralığındaki kadınların % 37’si okuma bilmemektedir.[14] Ayrıca cihatçı militanlık kuzeydoğu Nijerya’da fırtınalar koparırken, olanaklar bölgedeki kızlar ve kadınlar için gittikçe kötü hale gelmektedir. UNICEF raporuna göre Borno, Yobe ve Adamawa eyaletlerinde 2,8 milyon çocuk ‘acil eğitim desteği’ ihtiyacı duymaktadır.

Tüm bunların üzerine, girişimcilik kültürünü –örneğin, kötü yönetimin bir sonucu olarak kadınların kayıt dışı sektörlerdeki faaliyetlerini ve merkezî rolünü– neo-liberal feminist etkinliklerin özel bir şekli olarak yorumlayabilir miyiz, merak ediyorum.

NOTLAR:


[1] Yemisi Akinbobola, ‘Event review: African Women in Media Conference 2018’, Communication Cultures, Cilt 1, No 1, 2018.

[2] Gayatri Chakravorty Spivak, ‘Can the subaltern speak?’, Cary Nelson ve Lawrence Grossberg’de (eds), Marxism and the Interpretation of Culture, University of Illinois Press, Urbana/Chicago.

[3] Catherine Rottenberg, ‘The rise of neo-liberal feminism’, Cultural Studies, 28, 3.

[4] Nnaemeka, ‘Nego Feminism: theorizing, practicing, and pruning Africa’s way’, Development Cultures: New Environments, New Realities, New Strategies. Special Issue, Cilt 29, No 2, 2004; Molara Ogundipe-Leslie, Recreating Ourselves, Africa World Press, Trenton 1994; Alice Walker, In Search of Our Mothers’ Gardens: Womanist Prose, Harcourt Brace Jovanovich, San Diego, 1983; Clenora Hudson-Weems, Africana womanism: reclaiming ourselves, Bedford Publishers, Troy, Mich, 1993.

[5] Simidele Dosekun, ‘Defending Feminism in Africa’, postamble 3, 1, 2007.

[6] Nnaemeka, op Nnaemeka argues for an approach based on negotiation; ‘nego’ also refers to ‘no ego’.

[7] Rottenberg, op cit, s. 426.

[8] Ibid.

[9] UNWomen, Women in the changing world of work, 2017: http://interactive.unwomen

[10] org/multimedia/infographic/changingworldofwork/en/index.html.

[11] Stratejik özcülük için bkz. Spivack, op cit.

[12] Freemium, kullanıcılara ücretsiz üyelik imkânı sunan, ancak servis sağlayıcısına destek amacıyla bir ücret karşılığı, çeşitli avantajları beraberinde getiren bir başka üyelik seçeneği de bulunduran bir işletme modeli. (ç.n.)

[13] Piyasa feminizmi için bkz. Kantola and J. Squires, ‘From state feminism to market feminism?’, International Political Science Review, 33, 4, 2012; doi: 10.1177/0192512111432513.

[14] UNICEF, Literacy among young women: Nigeria, 2017: https://www.unicef.org/nigeria/media/1631/file.

- Advertisement -

Leave A Reply

Your email address will not be published.